10.11.09

Tek Kale Maç Heyecanı!

Yenemiyorsan Yenilme..
Senyor Fatih Terim.
Yok aslında maç çift kale oynandı. Sedat, Yasin, Serkan, Hakan, Cem, Emre, ve şahsım olacaklardan habersiz daha 1 hafta kala kazanma yeminleri ediyorduk. Bize göre olay basitti, ben kalede panterleşmesem bile üstüme gelen topları tutar, Hakan ve Emre defansta devleşir, Serkan, Yasin ve Emre Sedat' a çıkardıkları muz ortalar, derinlemesine paslarla Rıdvan Dilmen' i hayrete düşürür, Sedat mükemmel gollere imza atar ve maçı kazanırdık.

/en azından plan buydu!/

Maç hazırlıklarına iş yerlerimizde aralıksız devam ediyorduk. Ben kimsenin olmadığını sezdiğim dakikalarda arkadan kolileri çıkarıp dişime uygununu sağa sola atıp sıçrayıp tutuyor, bu sayede kartonik bir haz duyarak motivasyonumu arttırıyordum.

1 hafta sonra maçın yapılacağı büyük adrean halı sahasına arabalarla ulaştık. İnanılmaz hazırız. Karşı takım zamanla gelince hazırlığımız keyife dönüşüyor.

/zira en uzunu 1.68 boyutunda insancıklar!/

Yaş ortalaması 20 olan karşıtakım karşısında takımımızın yaş ortalaması 29 bu ilk bakışta dezavantaj gibi görünüyor. Ancak maç sırasında apaçık görünüyor ki bu bir dezavantaj değil bu bir yok oluş.

Maça çok hızlı başlıyor, ancak istediğimiz gole bir türlü ulaşamıyoruz. Sinirlerimiz daha 4. dakikada geriliyor. Zira biz bu dakikaya kadar atacağımız 3 golün bizi çok rahatlatacağını düşünmüştük.

/biz aslında 1 sat maç oynayabilmeyi düşünmemiştik yalnızca!/

Maçın 13. dakikasında ilk firemizi Hakan ile veriyorduk. Hakan "Ulan bu maç ne zaman bitecek?" diye sorduğu an takımıız inanılmaz yorulduğunu farketti. İlk devrede attığımız 2 golün acısını karşı takım 9 tane atarak çıkarmıştı. İlk devrede hemen hemen bütün takımın üstüme yüklenmesi elbette isyan bayrağını açtırdı şahsıma. Yani maça başlamadan önce kendini, Tores, Ronaldinho, Figo gibi duayen addeden takımda bir tek ben yumurta Hayrettin görevini üstleniş gibiydim.

/ki ben zaten başarısızlığımı beyan etmişim./

İkinci yarı tamamiyle maç bizim sahada geçiyordu. Moralmen çökmüş olan kabakulak top kaleye girdikten nanay zaman sonra topu kaleden çıkarıyor, bir de çamura yatarak "gol değil ulaaağğann!" diye kendini haklı çıkarmaya uğraşıyordu. Takımımız giderek yorulmanın 7. aşamasına geçmişti.

7. Aşama şu;

Hakan yorgunluktan yere düşüyor, top ona inat maç boyunca gitmediği bir yere; Hakan' ın yanına gidiyordu. Hakan topu görünce ölüm öncesi enerjisini sonuna kadar topluyor, kalkıyor, koşuyor ancak bu koşuyu bana doğru

/yani kendi kalesine doğru!/

gerçekleştiriyordu. Sesim halı sahayı delip geçer cinsten ama bir tek hakana etki etmiyordu.

/Hakaaağğaann lan diğer tarafaaa diğer tarafaaaa!/

Hasılı, bi ton gol yememiz yetmiyormuş gibi, psikolojik olarak da çökmüş durumdaydık. Hakanın bu hareketi kaleyi Hakan' a teslim etmeme vesile oldu. Ama kaleden çıkarken kendime nasıl bir gaz vermişsem artık, kendimi takımı için kendini pert etmeye hazır Tsubasa gibi hissediyorum. Ta ki ilk top ayağıma gelene kadar. Top ayağıma değer eğmez ne yapacağımı şaşırdım. "La bi dur, la sekme, la ananııı..." derken boy olarak yarıma gelemeyen cicoz rakip ayağımdan topu şaka yapar gibi aldı gitti, bir kuğu gibi süzüldükten sonra Hakan' ın dibinden topu ağlarla buluşturdu.

16 dan sonrasını sayamayan takımımız attığı 2 golü günlerce konuştu. Eksikliğimizin takımın tutunmasından kaynaklandığına inanıyoruz ve savımız şu;

Emre defansta kalsaydı, Yasin defansa geçmeseydi, Serkan birazcık paslı oynasaydı da kendini pert etmeseydi, Sedat o kadar pozisyona tecavüz etmeseydi, Kabakulak kaleden çıkmasa, Hakan onun yerine girmeseydi, Cem daha maç başlar başlamaz yoruldum deyip defansta oturmasaydı. Veya genç kalsaydık, yenilmezdik.

/üzgünüz senyor Terim!/

0 Kere Tükürdüler, Elhamdulillah...:

Yorum Gönder

Bir de sen tükür şu kulağın suratına!