3.11.09

Zıvanadan Çıkmış Hayat Konsepti!

Bu yazıya aslında gönül isterki ünlü bir atasözüyle girilsin. Koyu yeşil spot lambalarla dolu süper ambians ortamlarda, içi zift dolu, hayattan umudu terranelere bağlamış yürekleri benzin etsin, benzin vitamin niyetine gaz olsun adamı bağırlara soksun ama yok. yok. yok.

/iyice hayata küstük lan!/

Geçenlerde belgesel izliyorum, böyle kurtçukları gösteriyor suyun içinde oynaşan, küçük beyaz ama belli olanlardan. Adam hiç üşenmedi 25 dakika bu kurtçukların ailesini tanıttı ekran başındakilere. Allah var süper bir aile. Ama insanın aklına garip sorular getiriyor; Ulan beni hiç bir televizyon 20 saniye görüntüledi mi acaba. El cevap; hayır!

/Bu hayır Ali Poyrazoğlu ile roportaj yapıldığı sırada arkada hoplayarak el sallama hareketiyle görüntülenmem dışında bir hayır!/

Örselenmiş kalbimi avutmaya çalıştığım her dakika ayrı bir zulüm. Televizyondan nemalanamayacağını anlayan örselenmiş cesedim, kapıyı açıp dışarıya kendisini vurmaya, bir paket sigarayı hıyk demeden içmeye niyetleniyor ki o da ne; komşumuzun oğlu Murat evine doğru mutluluk dolu bir kelebek gibi süzülüyor. "Anneeaaa tübütaka seçildiiimmm" diye. Hani idda ediyorum gören göz çocuğa çok rahatlıkla "mal" der. ama nerden bilelim ki çocuk görünen buz tümsekçiği altında bir nemrut taşıyor.

/korkumdan nemrut dedim yoksa bildiğin sıra dağ!/

Hemen kapıyı kapatıyor içeriye süzülüp sigara paketini ikiye çıkarıyorum. İnanılmaz bunalımdayım. Benimde çocukluğum geliyor aklıma mesela; veliler toplantısı, karne günleri gibi öğrenciliğin ötenazi talebinde bulunduğu günlerde, ben inadına sabah 4 e kadar dışarda bekler, bu sefer babam garanti uyudu salaklığında, evlat salaklığı sinirine artı olarak uykusuzluğu yüklediğimiz babadan 16 saniye boyunca dayak yiyordum.

/benim hatırladığım 16 saniye yoksa evin diğer üyelerine göre temiz 45(kırkbeş) dakika!/

dayak babayla sınırlı değil. ertesi günü hapı almamış bu kabakulak hemen yeni bir dayağa hamile kalıyor tabiki. Anne diğer komşuların çocukların karnesinin fotokopilerini hiç üşenmeyerek oraya buraya yapıştırıyor, gaza gelir zıpçıktılığı masum kabakulağı zıvanadan iyice çıkarıyordu. İsyana dönüşen bu tepkiler annenin yün çubuğunu belde kırmasıyla son bulur derken, anne bu seferde en sevdiği yün çubuğunu kırdığını idda ettiği kabakulağa altın palmiye dayağına terlikle devam ediyordu.

Ama elbette çevremdeki herkes tübütaka seçildiğim patavatsızlığı yapmıyor.

/zaten öyle olsa değerli olan onlar değil ben olurum akl-i mantık açısından dimi?/

Hatta çoğunluk benim gibi ama herkes benim kadar olayı ciddiye almıyor sanırım. Geçenlerde yine böyle gaz getirici bir kitap okuyorum şöyle diyor;

"top yere vurmadan yükselmez!"

ama yazıya nasıl s.ktir ordan diye bakıyorum yazıyla ifade edemem. Sonra sonra az biraz ikna oluyorum ama kesin benimki suda zıplamaya çalışmış diyerek. Zira ben bu kabakulağı tanıdım tanıyalı hem zaten topu yerde, yukardan aşağıya bir ivme olayı yok yani. Tamam Murat günün birinde tübütakın arka kapısından paşa paşa kanatlandırılır belki ama ağacın yaşken odunluğunu göstermesine bakılırsa aynı tübütakın deney şişesinden bir daha girer.

/kabakulak daha burnuyla oynasın! kıhh!/

Bu yazı daha devam eder. Ancak yakın gelecek zaman içerisinde gideceğim iş görüşmesine hayat kadını muamelesi yapmamak üzere şimdilik bitiriyorum. İş görüşmeleri ve ayrıntılar yakında... Güzel bir temenni edin de şu şahane sapık hayattan kurtulayım! Beni kurtçuk belgesellerinden kurtaracak o mükemmel işe imza atayım!

/kurtçukları özlerim belki ama söz ilk maaşımla onlara taze sinek ısmarlicam!/

0 Kere Tükürdüler, Elhamdulillah...:

Yorum Gönder

Bir de sen tükür şu kulağın suratına!