7.11.09

Yeni İş Açılımı; Pazarlamasyon!

Münip Beyle aramız son günlerde bozuk oğlu bozuk. Aslında daha işimin bölgesini öğrendiğimde yüzüne ben ne anlarım lan bakışı atmıştım ama bakışımı sallamayan işverenin "kovayım mı?" bakışı daha o anda içime işlemişti. Benim işim satış yapmaktı. Yani her zamanki gibi sevmediğim ne varsa dönmüş dolaşmış beni bulmuştu. Satış için daha kendimi ikna edememişken birimimi öğrendim; Teknoloji.

Ben teknolojiden korkmuyorum, ancak daha 5 yaşında ilk kez 3 parça olarak var olan bilgisayarı gördüğümde

/klavye, yan kasa, kasa üstünde siyah beyazı zor ayıran monitör!/

gereksizliğini damarlarıma kadar hissetmiştim. Evet aslında gereksiz değildi. Ayrıca çok da çekici görünüyordu ancak beynimin o kadarını beceremeyeceğini bir cümle aleme rezil olabileceğimi düşüne düşüne kendimi teknolojiden soğutmuştum.

Benim yazdıklarımın birileri tarafından okunuyor olup olmaması zerre kadar önem taşımıyor. Zira ben zaten bundan 3 ay öncesine kadar elimdeki defterime günlüğümü tutardım. Küçük kilidini paslanmaz çelik kilitlerle değiştirir, kilidin yedek anahtarını atardım bendeki anahtardan başka kimsede olmasın, yazdıklarım okunamasın diyerek. Sonra sonra internetin kaypaklığına yenilerek, iç çamaşırlarımdan daha mahrem yazılarımı dünyaya açmış bulundum. Hasılı benim işim kelimelerdi, teknoloji değil.

/nihayet anlatabildim gibiyim!/

Teknolojiye sadece sabahları dinlediği radyo kadar yakın olan bu bünye için elbette pazarlama yapmak çok zor bir işti. Megabaytı megaherzlerle karıştırışım, bilgisayar ramlerinin 512 veya 1024 olması arasındaki farkı bilmemeyişim. En son gördüğüm işletim sisteminin Windows 98 oluşunun, cep telefonumun modelini dahi bilmemeyişim, fotoğraf makinesi için kullanılan piksel ve mega kelimelerinin hangisinin başta kullanıldığını karşıtırıyor oluşum elbette bu işi daha da zor kıldı. Münip Bey' e durumu izah edemedik elbette.

Türkiyede ki iş ve olumsuzluk eki alan

/işsiz, işsizlik, iş bulamama vbvs../

oranları düşündükçe, aslında istesem bir gecede öğrenirim hepsini diye gaza geliyorum. İşten atılmak istemiyorum. İşten ayrılmakta istemiyorum. Bir işte çalışan ve benim durumumda olan

/ki çok azınlık değildir bence!/

kafası karışık bir çok potansiyel boş beleşçi insanlar malesef işten ayrılmadan ve/veya kovulmadan önce evlerine verecekleri cevabı düşünüyor öncelikle. ki bu durum benim gibi hayatındaki tek başarısı bir işe girmek olan ben için daha da acı. Yani bunu eve anlatmam mümkün değil ki eve sıra gelmeden önce sülalemizin fırlamarınıda unutmamak lazım. Fethi geliyor aklıma önce "ben o kulaklarla bi b.k olmaz senden demiştim dimi puhahaha!" diye karşımda gülüşünü hayal ettikçe işime bağlanasım geliyor. Yoksa evde zaten kimsenin benden yana bir başarı beklentisi yok.

Derken çalışmaya başladım. Kır saçlarıyla o plazadaki bütün kızları nasıl ve neden tavlamadığını düşündüğüm Hakan Bey baya ilgilendi benle, ama acemiliğin tepeden tırnağa aktığını görünce, yaşlı müşteri kesmiyle ilgilenmemi istedi. Daha önce bir aileyle deneme olarak ilgilendirmişti aslında, baba, anne ve 7 yaşındaki zıpır çocukla beraber gelen mini çekirdek aile bilgisayar almak istiyordu ancak sordukları sorulara ben değil, 7 yaşındaki dürrük cevap veriyordu. Onun cevap vermediklerini ben bilmiş ayağıyla sallarken, 7 yaşındaki yaratık yalan söylüyor diye suratıma tip tip bakıyordu.

/o kadar zordu işte!/

Hakan Bey'in yaşlı potansiyele beni salmasıyla ise, başka bir problem ortaya çıkıyordu. Yaşlılar bu makine şunu nasıl yapıyor diye sorduğu anda kafa kafaya verip çözmeye çalışıyorduk. Yaşlılar kendilerinden daha azını bilen insanları inanılmaz sevdikleri için beni de çok sevdiler. Hala onlarla ilgileniyorum. Hep beraber mutluyuz anasını satim!

Maksadımız eşeğe binmekti, her eşeğe binmeyi maksat edinmiş insan gibi ben de o.ssuruğuna katlanıyorum şu sıralar.

/ha diyemez miydim gülü seven dikenine katlanır, derdim. Ama gerçekten kötü kokuyor!/

Ara ara yazı yazmak beni kendime getirse de, hala klavye ile yazı yazmaya tam olarak alışamadım. Onu da alt katımda 73 yaşında okuma yazma öğrenen hacer teyzeyle tamamlayacağım. Bir gün kim bilir belki Kabakulak ile son 25 senesini dul olarak geçiren Hacer teyzenin buna mükabil aşkı doğar.

hayırlısı...

0 Kere Tükürdüler, Elhamdulillah...:

Yorum Gönder

Bir de sen tükür şu kulağın suratına!