28.2.10

Tarihsel Şa Şa!

"O büyük günün şafağında;
Bütün balkanlar ve de Sicilya ve de İskandinavlar ve de İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya yerlere kapanmış secde ediyor idi. Bu manzarayı gören Rus Çarı Deli Pedro ellerini semaya açtı ve dedi ki; Yarabbi! Bu ne müthiş bir manzaradır. Sana hamd-u senalar olsun. Elhamdulillaahh!"

İşte bize böyle tarih kitapları lazım artık. Biraz Mustafa Topal / laşmanın zararı kime? Kesmiyor 3 cihana hakimiyet, bağra yenilen 40 ok. Vurdulu kırdılı seviyoruz biz tarihi. Kılıcı böle kaldırıp kaldırıp höyöllyt diye tepesine vurup kesmeliyiz pezevengin kafasını. Aşşağısı yeni nesil yavrularımıza "hadi siz Hakanla bizans olun bizde Batuyla osmanlı olalım!" dedirtmiyor.

Tarihin aslında anlatmak istediği çok basit; "hiiiç öle götü başı oynatmayın alayınız ölceksiniz."dimek ister.. Ama nedense insan oğlu tarihle kurcalaşmayı çok sever. Sonra bir bir türemeye başlar "ulan o zamanlar yaşamak vardı..." dingilliği. Hala feyusbuku için özel fotolar çektiren zihniyet, fotoğraf makinesine, bilgisayarına, feysbukuna, Aysun Kayacısına vedaya hazır. Elinde kılıç öteye beriye hıayytt, huaayytt saldırma peşinde.

/kim yedi ki ben yiyim!/

Ve belli oldu ki bu tarihsel gaza geliş furyasını askerlik makamı mükemmel kullanamakta ve bilmekte. Cüneyt Arkın'ın kaldırımdan yola hoplarcasına kalelerde, surdan sura atladığını gösteren filmleri izletip izletip. Aha bak senin ecdadın böyleymiş sen bi çöpü atmak için götünü kaldıramıyorsun mesajı vertiyor. Ama düşündüren tarafı işe yarıyor arkadaş! İki film izlet, iki masal anlat. Götü yerden kalkmayan adamın bi gözü Yunanistana, biz gözü Irağa baksın.

Milli maç anlatır gibi tarih anlatıyor kitaplarımız. Yendiğimizde 16 sayfa, savaşın nedenleri, savaş anı, savaştan sonra psikolojik durum, stratejisi, sonuçları, bağladığımız haraç miktarı, kaptığımız toprak miktarı, tc kimlik numarası hedesinin hörekesinin herekesi.... Yenildiğimiz hiç savaş yok da 3 kıtayı babamızın hayrına mı vermişiz anlamam.  Bahsi geçtiği gibi; milli maç anlatır heycanıyla gol yediğinde kimsenin haberi olmaz, gol attığında yer oynamış, kütle olmuş, başımıza düşmesin işallah.

Tembellikten çibanlarımızı temizlemeye bile üşenir olmuşuz, tarihe hayranız. Çalışmışlar da olmuşlar diyorsun, herkesin gözünün önüne altarın oğlu tarkan, battal gazinin kankası ayıboğan geliyo.

Kurtulalım. Evet. Bitti.

21.2.10

Bunun Savaş Anlamına Geldiğini Biliyor Olmalı!

Artık sivil zamanlarımı düşünemez haldeyim. Ben miymişim o hoyrat adam. Sakalların saçla futursuzca sevüştüğü, altlı üstlü depüştüğü,götten basmalı pantolonuna, 7 senelik tişörtüne laf ettirmeyen adam ben miymişim!

Bu hayat hani motor hatun misali cilveli cilveliydi? Hani şakaydı, gırgırdı, içen öldüyse içmeyen ölmedi miydi, fıstı, ne bu ciddiyet! Ne bu gerginlik!

Hayatımın son 3 ayı tamamen anılar çöplüğü. Ruhum ter, kan içinde kokuşmuş ayak parmağı arası gibi. Tek deodorantı bilmediğim,hatırlamadığım yerlerini dıt dıttırırrrııı dıt ttıttırrıı diye geçiştirdiğim şarkı, türkü. Halk arasındaki adıyla depresyon olan İsmailYK nın feysbukuyla hüzün, uzaklara dalış gidiş hastası oldum. "Titanik gibi battı aşkımız" gibi şarkılar yazıyorum boş kaldığımda. Halim perişan 1 paraftan anlaşılan...

Bak işte yine durup bu nasıl bir ajitasyon diye kendi kendime mausla vurduğum bir an yaşadım. Yukarda yazdıklarımı silmedim artık. Dursun yazdığımı silmek huyum değil, ilk işaretlediğin doğrudur öğretisiyle. Kendi kendimle kavganın sebebi içime attıklarım.

/ve daha fazla dayanamaz!/

Şimdi bugünü özellikle kayda geçiyorum. Bu adamı unutmamam lazım. İsmi lazım değil. Hatta "bu adam" dediğimde bile fazla. Her hangi bir hayvan üremesinden bahsetsem yine akıma gelir. "O öyle dutulmaz ulağn, ahan böyle dutacaksınız!" diye bağıran. O anki şeklinin soru işaretine benzediğinden habersiz garip bir adam.

/üreme demiştim değil mi!/

Egosunun gıdısını gıdısını kaşıttığı bi tehditleri var. Bir de özgüven patlamasına neden olmuş sağ göğsünde taşıdığı "orta zorlukta" çözülmüş sudokusu. Daha önce bi yazımda üstüne dürtmüştüm "kakamıza bile biz yaptık diye hayran hayran bakan canlılarız" diye. Ama bu kadarı pes. Bu adam s.çtığını kesinlikle saklıyordur. Tamam 9 yaşındaki beyin zekasıyla çözdüğü sudoku beni pekala şaşırtmıyor değil. Ama bunun uluorta burundan yukarı sallanma suretiyle "bah bah bah bunu çözmek beyin ister beyiiiinn! Caponların yarısı bile bunu çözememiş." cümlesini kurmak nasıl bir ezilmişlik, buruşturulmuş, tekmelenmiş bir ruh ister?

/bkz:sorunun içinde cevabın alelade görüldüğü cümleler!/

Söz konusu caponların/!/ yarısını zaten çocuklar ve özürlüler oluşturuyo ki hiç değinmek istemiyorum. Tüylerim tikeliyo.

Her insanın kendine has üç beş kişisel özelliği olur. Tamam insanı şekillendiren çevresidir gıdıgıdı hedehededir... ama insan bazı şeyleri de kendi üretir. Akli olarak yetersiz görülmüş insanların bile kendilerine has en azından bir kafa kaşıyışı vardır. Hani beni şekillendiren çevremse, O şekilden ben böyle bir tespit yaptım.

/burak kut muyum lan ben!/

İşte bu adamda kendine has tek bir emare yok. Bir adam bu kadar mı yap-boza benzer. Hani bu adamının bozuk şeklinde

/yap-boz parçalarını dağıtmak anlamında bozuk!/

her bir parçasına bulacağım birileri vardır. Yani arada düşünüpte şükretmiyor da değilim. Allahtan bu adam bir bilim adamı olmamış. Safi özentiden girer ikinci sınıf bir hamama sabunun yerde kaydırış gücünü buldum diye anadan üryan taksim meydanında evreka! evreka! diye bağırır. Tillahi o gün cezayir gazetelerinde bile karikatürlerimiz yayınlanırdı. Arşimetin heykellerini evimize diksek yine adam yerine konmazdık.

Geçen hafta komutanların arasında çarşıyı iptal etme kervanına özenti halvet-i ruhiyesiyle kendisi de katıldı ve başladı kendisi de ota boka çarşı kilitlemeye. Elbette böyle sallanan kılıçlarda yaramın olmadığını hiç görmedim. Süpriz olmadı ve o kılıç bize de değdi. Çarşıya çıkmamı engellemesi ile ünlü bilgiç güzel tavşanımız; Buggs Bunny'in o meşur sözünü yüreğimde hissettirdi "Bunun savaş anlamına geldiğini biliyor olmalı!"

Ortaokulun hiç hatırlamadığım bir sınıfından beri kelimelerimi birer şiddet aracı olarak kullanıyorum ve bu şiddet aracımın neresine geleceğini hiç önemsemiyorum...

7.2.10

Gomutanım Bağrıma Bağrıma Vur!

Mevzu dayak. Babadan, anneden, mahallenin abi kişiliklerinden, okulda ali kıran baş kesen çetelerinden, öğretmenlerden, level üstüne level atlanmış oyunlardaki hayvanlardan, canavarlardan topumuzun aşina olduğu bir mevzu.

Tarihsel olarak dayağa baktığımızda daha insanoğlunun ilk çağlarda ham meyvelerle, ok ve mızrak gibin delici-girici malzemelerle birbirlerini dövdüklerini. Sonra sonra meyveyi olgunlaşana kadar beklemenin, avlanmanın icat edildiğini sonrada onlar için birbirlerini dövdüklerini mağaradaki duvarlara çizilmiş şekillerden anlıyoruz.

/örnek olarak şuraya tıklayın bütün mağarasal döngüyü görün!/

Elbette bu kadar geniş bir yelpazeye sahip dayak olayı asker ehlinin elinden kurtulamazdı. Mağara duvarlarında, taş kitabelerde, perşomenlerde, tarih kitaplarında adından bahsettirmiş dayak olayının günümüzde de internet sayesinde aktarılıyor olması dayağın ortalıktan kaybolacağına dönük tahminleri giderek azaltıyor. Ha günün birinde bilim adamları oturur genini, genetiğini bulur değiştirir dayak meselesi o kitabelerde çakmaktaşıylan ateş yakma kadar değer görmez o da belki. Bu sefer de emin olunuz ki millet hint guruları gibin kendi kendini vurur ordan oraya. Ortalıkta ağzında 4 dişi kalmış sırıtırken ağlıyo zannedeceğimiz toruncuklarımız olur. Çünkü mesele gen meselesi değil. Mesele psiko-ruhsal bir mesele. Psiko-ruhsallığını halletsek işin toplumsallık meselesi çıkar ki bizim gibi daha eğitim mecrasında o "nasıl soru laağğğnn!" diye dayak yiyen çocuklar barındıran  toplumlar için "neyin hayali lan bu!" de, sırıt, geç.

Mevki itibariyle ortaokulda kopya çektiğini ihbar ettiğim bir sınıf adamdan, lisede "12 dev adam" adlı zike zapa gelmez bir grup ahalisinden hafta içi pazartesi sabah, çarşamba akşam, cuma namazına mütaakip yediğim dayaklardan bahsetmeyeceğim. Mekanımız askeriye. O zaman konuya değinelim.

Askerlikte dayak var kardeşim. Hemde öyle böyle değil dayağı. Şimdiki milenyum gençlerinin askerlikten geldikten sonra askerlikte dayağın olmadığının tam adı, onlardan önce askerlik icra etmiş erkeklerin daha delikanlı olması. O zamanlar askede dayak yiyen dedemiz babamız neyim dayağı yediği yeri gösterirken bile bir gurur tablosuna haiz olurdu. Şimdi onların bunu gururla göstermesini savunacak değilim. Belki o zamanki strateji böyleymiş. Dayak yedikten sonra gururla gösterelim millet bi bok yapmışız sansın stratejisi olabilir. Bilemeyiz. Ama şimdiki gençlerin yaptığı stratejiyi içlerindeyim oradan biliyorum; bu mevzuyu toptan kapatmak. Herkez evine gidiyor. Vallaha dayak mayak yokmuş deyip komutanları cici gösterme stratejisi uyguluyorlar. Ama dediğim gibi dayak var hemde gırla.

Dayak var yanında tüm dayakların haksız olmadığını hemen belirteyim. Hümanizmi zorlayan olaylarda nefs-i müdafaya giren dayaklar çoğunlukta.

/yoksa insan insana öyle vurmaz gerçekten!/

Enteresan kişiliklerden sonraki günlerde bahsedecem elbette. Yeterli meteryalin oluşmasını bekliyorum. Ama dayakla çok hasbihali olması nedeniyle bir Numan' dan bahsedeceğim. Tanıdığım tüm Numanlar gibi işten kaçmayı pek sever Numan. Ama asker hele komuta kademesi bunu yemiyor. Numan geçenlerde iştimada bitkinim rolü yapıyor o günkü nöbetlerden yırtarım umuduyla.Numanı çağırıyor çok yıldızlı bir komutan aralarında şöyle bi helalleşme geçiyor;

Komutan : Neyin var oğlum!
Numan : Gomutanım çoh kötüyemm
Komutan : Neyin var!
Numan : Ayahta duramiiimmm
Komutan : Neyin var!
Numan : Tüfengi daşiyamiiiaamm!
Komutan : Neyin var ulan!

İşte burası kırılma noktası. Komutanın sonraki cevabın teşhisin olsun uyarısı. Ama Numan malesef bu uyarıyı alamadı. Komutanın her tokadı sonrası cevaplar "gulyabanileerrr göriyyiiimmm", "cenevarlar göriyiiiimmm" olunca tokatlar yumruğa dönüştü. Tabi Numan' nın bize "gurtarın!" bakışına biz anca belgesellerde aslanların parçaladığı ceylanlara bakabildiğimiz kadar bakabildik. Sonuçta Numan teşhisini koyamadığı hastalığı nedeniyle yediği dayaktan 5 gün istirahat aldı doktor kontrolünde. 5 gün sonra kendine gelemeyen Numana 3 günlük bonus verildi. Herkez artık çok mutlu.

Dayak olayı çeksen uzar. Uzadıkça üzer. Dayaksız günler diler..