29.5.12

Ben Şöyle Bi Bokun Sarısıyım!

Dünyanın en kararsız adamıyım ben. Evet kararlıyım o benim ve nadir kararlılığım da bu tespitim. Ben aynı şeyleri yapmaktan nefret eden ama hep aynı şeyleri yapmak zorunda olanım. Minibüse mi bindim en son koltukta en dipte oturmalıyım, minibüse bindiğimde mevzu bahis yer doluysa bütün minibüs boş koltuktan oluşsa ileri geri yapıyorum. Nereye oturacağımın kararını veremiyorum. Velev ki başka bir yere otursam başkasının kucağına oturmuş gibi hissediyorum. Elbette tahmin edibileceği üzere yerime oturanı da benim kucağıma oturmuş gibi. Burada kaybeden kim bilmiyorum... Umumi tuvalete mi girdim en sondaki pisuvara işemeliyim, diğer türlü nereye işiyeyim diye sancı içinde kıvranırken elimde bizim küçük oğlan ordan oraya koşuşturuyorum. Başka yere işediğimde yada birinin benim yerime işediğinde ne hissettiğime gelice sizin yaratıcılığınıza bırakıyorum, minibüs örneğinden kurun diyalektiği yapın çıkarsamayı gereken tüm argümanlar orda..
Başbakanla konuşsam bana da bi çözüm yolu söyler ya, o genelde ailevi meseleler hakkında konuşuyor, 3-5 çocuk, sezeryansız doğum, ana babaya saygı, sevgi, sayir... Hep büyükleri ilgilendiren şeyler.. Zaten başbakanla konuşmaya kalksam ertesi günü Ordudaki toplu açılış töreninde Orduspor atkısı boynunda, ilkin bana dokundurur. Erkekler kızları kullanıp kullanıp atmasın, atanın Allah belasını versin bitaraf olsun inşallah tamam mı şimdi açılışı yapalım, nerde lan bu düğme diye alırım lafı arada. Çok hassas olduğu konular onlar. Başbakanlığından sonra pek sevdiğim kişiliğin "Bozulmuş Türk Aile Yapısı ve Gerçekçi Çözümler" adlı kitabını da okumak isterim. Sevgimden saygım da büyüktür o yüzden duymasın..

Bakın dostlarım, terk etmenin bir milyon sebebi yoktur. Ya başkasına aşık olursun eskisine veda edersin. Ya şartlarını düşünürsün 30 yaşına kaç kaldı onu düşünürsün, olabiliteleri koyarsın önüne ona göre hareket edersin. Ya ailen istemez. Ya da onun ailesi istemez. Yanlışını görürsün. Doğrusuna karar verdiğini düşünürsün. Birilerinin gazına gelirsin... Ya arkadaş tamam bi milyon sebebi yok da buraya yazılacak kadar az sebepte yok işte.. Benim terk etme olayımı ilk paragraftan kararsızlık diye sanmış olabilirsiniz ki şu an elimin tersiyle suratınıza vurdum. Bu kararım benim en kararlı hareketimdi.. Yukarda sebeplere dokundum biraz, ama ben en çok merak edileni anlatayım; ben başkasına aşık mı oldum?
Olaya mantıklı bi taraftan cevap vereceğim. Ben işsizim her zamanki gibi ama her zamankinden biraz fazla borç da sahibiyim. Önümde kuvvetli ihtimal altı ayı cezaevinde geçecek çok uzun olmadığını sandığım bir ömrüm var. Yani bırakınız bir insana aşık olmayı 13 gün olmuş dışarı çıkmayalı bilgisayarımın hoperlörlerine aşık olsam daha mantıklı. Hepiniz kardeşimsiniz /ki muhatabı yabancı görmediğinizi göstermek için öyle söylenir böyle maddi sıkıntılar anlatılmadan önce/ İnanınız ki yol parasına ayırabileceğim 1 liram yok /erzurumda kendini örğrenci diye yutturabilirsen 1 liraya binebiliyorsun toplu taşıma araçlarına/ bilmem kaç gün olmuş gördüğüm tek dişi annemle bacım. Freud gibi sapık da değilim anama bacıma kalkayım da aşık olayım. Zaten annem her gördüğünde para verim mi diye cüzdanına elini götürüyor, bir buçuk lira verip çok harcama deyip beni kendine ve kendime ayar ediyor. Annemle de görüşmüyoruz 10 gündür yani.. Benim aşık olabileceğim ihtimalim size nasıl geliyor? Dur dur ben daha net sorayım; ben o bokun sineği miyim gardaşlarım?

Şimdi de maddiyat nedeniyle terk ettiğim anlaşıldı değil mi? Yine yediniz ters tokadı bak... İşsizlik mevzu değil ki.. Adeti yerine getiriyorum ne iş yapıyorsun diyene kpss ye hazırlanıyorum diyorum geçiyorum.. Para mı kazanmak mevzu? 1 ay sonra kazandığım paralarla kitap yazarım arkadaşım. Doğru olan kalbi akıla emanet etmektir. Her doğru şey daha fazla bedel demektir. Kalpleri akla emanet ettiğiniz an bedeller ödemeye hazır olmalısınız. Evleneceğin kişiyi kadere bağlamak "kaderimiz kimleyse artık", "kısmet, alıny yazısı" safsataları bilmem kaç kişiyi dininden etti. Biriyle elinde olmayan sebeplerle karşılaşmak kaderdir. Ama o kişiyle evlenmek kendi seçimimiz. Seçimlerimiz bizi çok baba bir godoş, motor, kaşar, pezevenk de yapabilir; temiz, aklı başında, namuslu, efendi ötesi bir insanda.. Hepimiz seçimlerimizi yaşarız ve her seçimimiz bize sonuç olarak geri döner. Her seçimimiz de kocaman bir ameldir. Eğer seçimlerimiz bizim amellerimiz değilse mahşer-i huzur da yargılanma sebebimiz nedir?

Ben seçtiğim birçok yol nedeniyle pişmanım. Dedem de öyleydi, babam da.. Artık pişman olmayacağım seçenekler üstünde yürüyorum. Dedem de öyle yapmış, babam da.. Peki pişman olmayacağımız seçeneği biz bilebilir miyiz? Evet biliriz.

16.5.12

Sen Kolay Mı Sandın Şerefsiz Olmayı!

Bir insan zifri karanlığı ister mi? Tüm ırz düşmanları gibi ben de isterim. Hiçbir ışık süzmesine tahammülüm yok. Tüm çocuklar o saf, temiz gülümsemelerini artık sonlandırmalı. En azından ben baktığımda yapmamalılar. Yüzüme her an tükürecek gibi bakmalılar ve her an tükürmeliler. Sadece çocuklar değil. Doğada ne kadar şerefli mahlukat yaşıyorsa hepsi. Çünkü ben şerefsiz tarafımla karşınızdayım.

Zindanım olsa. Zindanım ve ben. Sapına kadar ahlaksızlığımı alsam yanıma, bir tarafıma da şerefsizliğimi otursak başbaşa, birbirimize dalavereler çevirsek. Zindan isteğim hamlığımdan ablası, bir başkasına yapacağım şerefsizlikte cehennemin 17 kat aşağısını mı vaadedecek bana açtığım yaralar?

Karanlık istiyorum artık. Kimseyi bir daha kandırmamak için, kimsenin hakkına girmemek için, kimseyi bir daha yarı yolda bırakmamak için. O çatallı çirkin dilimle kimseyi yolundan etmemek için. Bir daha şerefsizlik yapmamak için.

Zindan istiyorum.. Toz olsun her yer. Gözlerimi açamayayım. Göz kapaklarımın üstünde tozlar biriksin. Ben karanlığı istiyorum. Tüm şerefsizler adına sesleniyorum size. Tüm yarı yolda bırakanlar adına, tüm ırz düşmanları adına, tüm terkedenler adına...

Bu hikayeyi siz hep terk edilenden dinlediniz. Tek edilen yani mağdur. Ama kime göre. Bence en mağduruyum ben. Merhaba ey şerefli insanoğlu; size bir şerefsiz sunuyorum. Aylardır ağzımı açmıyorum. Gözlerimi kapatıyorum. Karanlığı düşlüyorum. Zindanımı istiyorum. Meğer zindanım kelimelerimde saklı. Parmaklıkları öreceğim kelimelerimle tek tek, ağlarım belki biraz ama susarım. Gülümserim sonra çirkince, şerefsize yakışır şekilde...

Siz terk etmeyi kolay mı sanıyorsunuz? Bir insanın yıllarını küle çevirmek kolay mı geliyor size? Umursamıyormuş gibi görünmek basit mi?  Hepiniz terk edilen olduğunuz için, duygularınızla oynandığını düşündüğünüz için, hepiniz masum mağdurlar olduğunuz için bilmiyorsunuz; terk eden olmak en zoru. Sevdayı terk etmek, seveni terk etmek, terk edilmekten bin kat daha zor.

Herşeyden önce terk eden karanlık ister, zifri karanlık, zindan ister. Terk edilen ise aydınlığa götürecek bir el. Gitmek istediğin yol yüzünen bile kaybeden terk edendir. Yeni bir sevda ayağa kaldırabilir belki terk edileni fakat terk eden hep yerin dibine niyetli.

Peki bu kadar zorsa neden terk ben terk edenim? Bu benim ev ödevim.

Ayların suskunluğu var üstümde ve ardıma bıraktığım mağdurlarım. Af dilemiyorum, pişman değilim. Hangi cüzzi beyin anlayabilir ki hayrı-şerri. Ben şer içinde hayırlar arayanım artık. Hep zindan isterim, hep karanlık..