30.6.11

Titreyen Kulaklar Aşkına; Siyaset, Necaset, Taharet!

Erzurumda ilkokula gidiyorum o zamanlar ama şehir merkezine baya uzak bir ilçenin karayolu üstünde konuşlanmiş mezrasinda. Yani isim de veririm de napcan tanican mi? Google da aratsan bunu mu demek istediniz diye Şili'nin bi kasabasini gösterir bi kere merak ettim arattim o çıktı. Çok koydu o zamanlar feysbukta grubunu kurdum kardeşim bile üye olmadı.

Kırsaldayız baya o yüzden protokol demek bir lise öğretmeni, bir üniversite öğrencisi, bir cami imami, bir devlet dairesi mutemeti ki biz de devletin bile unuttuğu devlet lojmanlarinda oturuyoruz mezra kahvehanesinde özel yeri var çalışanların, en fazla protokol sahibi yer olmamız hasebiyle bölye 23 Nisanda, 19 Mayısta filan ilçe belediyeden başkan vekili sıfatıyla gelen su faturası tahsilatçısı adamın yanında bizim babamlar filan onlarla beraber Türk Silahlı Kuvvetleri adına jandarmada o günkü nöbetçi çavuş, onların yanında da bizim ordan yine traktör kullanan isçi amcalara protokolü oluştururdu. 10 Kasimda onlarin direktifiyle mezranın girişindeki tek bayrak yarıya indirilirdi. Ağlanacaksa onların karşısındaki vakur duruş kaybedilmeden ağlanılırdı.

Derken yine böyle protokolün eller arkada yürürken mezramızın makus talihini değiştirecek "tavukların doğurganlığı ve bunu arttırma yolları ile rakip mezralar gibi en azından yumurtayi ilçeden ithal etmek yerine kendi yumurtamizi üretmek uzun vadede ise ilçeye yumurta ihraç edip mezra ekonomisini muasır mezralar seviyesine ulastırmak." gibi fikirler üretiği bi gün "Ertesi gün Erzurumda birileriyle yada bişelerle temasta bulunacak olan Cumhurbaskanı Süleyman Demirel' in Erzurum ziyareti öncesi civcivcik nahiyesini ziyaret edecek olması" haberi bomba etkisi yarattı. Bomba ama ne bomba yani o ürettiğimiz yumurtalarin hepsini yarım saatte yesek de aynı anda tüm mezra meydanda ossursak millet boyle aklını kaybetmezdi. Protokolumuz dağıldı. Öğretmen tahtaya anlamsız şekiller çizdi, imam ezan okumayı unuttu, evlatlar altina kaçırdı, analar hortumla götlerine vuramaz oldu, 4 aydir durmadan yağan kar havada dondu, horozlar vakitsiz öttü de kendi kendilerine harakiri yapar oldu.

Kendine ilk gelenler mezrayi toparlamaya koyuldu, ögretmenler hemen hazirliklara girişti şehrin girisinde Süleyman Demirel geleceğin parlak yüzü genç dimahları olarak ilk bizi görecek, şapkasını ilk bize doğru sallayacak, kelini ilk bize gösterecek belki de hepimize öptürecekti. Ne büyük mutluluk, ne büyük onur kardeşim. Binaneynaleyh diyecekti bize onun o dudak kavisleriyle biz kendimizden geçecektik tansiyonumuz duşecekti.

Ertesi gün okula 1 saat erken gittik tabi o gün mezrada ve ilçe genelinde okullar tatil oldu bizim ayaklar ayrica ona sevinçten götümüze vuruyor. Hemen tek kol araliğı sıraya sokulduk ve ilçe merkezine doğru yürüyüşe geçtik. Daha 20 gün önce sarılık geçiren arkadaşımız için ambulansın yardıramadiğı 1 buçuk metre kar barındıran yol Süleyman babanın gelişinin haber alınmasiyla beraber 1 gecede kaymak gibi yola dönüşmüş. Bunu firsat bilen aile yakinleri ambulansa tekrar telefon etmiş yol açıldı diye o da yolda pişti olma korkusuyla gelmemiş hani kraldan çok kralci olunur ya iste bu da kralın götünü dil ucuyla taharet etme grubuna bir örnek oluşturmuş ama biz onu sonradan anlamışız.

Yolun bize ayrilmiş kismina geçtik bekliyoruz ama nasıl bir soğuk var kar yağmıyor, yumuşamıyor, hafif bir ruzgar var ayaklar karın içinde donmuş ben içimden Allah'ın bizden mi yoksa Süleyman Demirelden mi daha çok nefret ettiğini düşünüyorum. Öğretmenler giymiş kase paltoları yakalarını yukarı doğru açmışlar tir tir titriyorlar, bizim soğuktan rüzgarda sallanan yakalığımızdan burnumuzdan üst dudağimizin azcik üstüne kadar akmiş sümüğümüze kadar herşeyimiz donmuş. Ossuruğumuzun gazını bile havada katı hale geçirmiş bir soğuk ama bize mont giymek yasak... Kafam büyüklüğünde kulaklarimi hissetmedigim ender bir an.

3 saat kadar bekledik arada yoldan geçen polis arabalariyla aha vallaha geliyo heyecani yasadık, onları alkışladık, zenginlerin gicir arabalarını alkışladık, at arabasiyla bıyıklari donmus bi amca geçiyordu "alkislayin lan sictigimin enikleri" diye bağirdı onu alkışladık, müdür çıktı; "size söyle derse böyle diyin şunu sorarsa bunu söyleyin kafanızı okşarsa çükünü elleyin" dedi onu alkışladık artık elimizi de hissetmez olduk. Donmamak için birbirimize sarıldık o arada 4-5 tane sihay araba gecti gitti önümüzden son sürat. Sihay araba çünkü siyah olduğunu sonradan soylediler emin değilim yalan olmasın diye yanlış söylüyorum; sihay. Kelini göstermeden, şapkasını sallamadan, ilçeye selam vermeden hatta arabasının hızını bile kesmeden geçti gitti.

Daha devlet kimin için halk neci sorularına cumhuriyet kurulmuş kurulalı yanıt bulunmuş değil. Ama devlet erkanının önünde diz çökmeyle devlet erkanına saygı göstermek arasındaki farkı anlamamış bizler devlet erkanına eleştiri getirmekle anasına sövmek arasındaki farkı da beyhudedir ki anlamamışız. O zamanlar titrememizi vicdanında hissetmemiş tam itaatçiler bugün aynı insanın anasına küfretmekteler. Daha kötüsü o zaman da kendilerine haklı sebepler bulmuşlardı şimdi de haklı sebepler bulmuşlar. Kulaklarımı donduran zihniyete ne kadar küfrediyorsam, birbirini siyaset için üzen taraftar arkadaşlara da o kadar küfrediyorum. Gün gelir belki ben de onlara küfrettiğim için pişman olurum, ama birşeyler değişmiştir ki olmuşumdur. Oy verdiğim adamlar ceremesini çeksin, yumruklanacaksa gitsin birbirini yumruklasın, sövülecekse birbirlerine sövsünler diye oy vermişim. Varlıkları benim kulaklarımın varlığına kurban olsun. Ne çocuklar titresin, ne analara sövülsün, mesele bu.

17.6.11

Entel Adam Fotografsız Kitap Okur vol1

Lan blog sana bi haberim var enteresan oğlu enteresan yemin ediyorum Kualalumpurda pelikan gotü inceleyip sonra birbirlerine "benim gözlemledigim göt senin gözlemlediğinden daha pembemsi" diye hava atan kuş gözlemcilerinden hatta bütün gün o adamlari seyreden benim ev arkadaşindan daha enteresan bi haber; bebeğim internete bağlanan telefon aldım hatta bu yazıyı ondan yazıyorum inanamadin diğmi hayretler içinde kaldın hatta götun düstü diğmi? Neyse realite diyor ki çok da şikuleta yazam yazımı da gidem.
Şimdi olay şu parayı bulan kabakulak kişisi nefsine yenik düstü. Nasıl bi eziklikse onceden millette gördüğü ve hep bok attığı şeylere para yatırmaya koyuldu, tukurdugunu yaladi, yaladigina pişman oldu onu da tukürdü mecbur sonra yine yaladı yalama oldu. 3 kuruş maaşıyla alamadığınıda öpücük usulu çalışan bankalarin birinden aldigi kredi kartiyla destekledi 2 ayda ebesinin aziz peder Monteradosu kadar borçlandı şimdi kafasi karisik. Gelelim nelere bok attıgımıza neden ve sonuclarina...

Aynı anda hem babalara layık hem de babalara getiren kusursuz alet; Kredi Kartı 

Şimdi balım tabi o zamanlar cebimizde kuruş yok yani eşeysiz üreme ürünü olsam anca bu kadar sefil olabilirdim. Annem bana hep reddetmis gozlerle bakiyordu, dinledigim şarkilarin hepsinde sevgiden aşktan degil parasizliktan mana cikariyordum. Anlam veremedigim sarkilara sevdam beni günbegün ajdar hayrani yapiyiyordu birak bankalarin kredi karti vermesini belediye otobusleri beni taşınası bir adam olarak bile görmuyordu nerde kaldi banka, kredi, kart...

Tabi az biraz cep gürbüzlenince kapital ister ki bi kredi kartın olsun sevgilinle avmlerde cirit at parayi dert etme cırt cektir, sevgilin acikti mı canı şato büryan mı çekti o zaman cırt çektir, arkadaslarin internetten müebbete yakin taksitlerle bişeler aliyo sen öyle salak salak bakiyor musun o halde ne duruyorsun cırt çektir. eee çektirdin çektirdin babanin parasi sandın butun limiti bitirdin mi o zaman cektirme sırası bankada simdi bankada sana butun ay siktir cektirsin.

Bu biraz danışıklı dövuş işletmen de banka gibi senin bir kredi kartin olsun borçlan ki işletme sana istedigi fantastik pozisyonlari uygulasın ama sen kredi kartı borcunu ne bok yiyip odiyim diye kafana tak ki öyle hakkın yendi mi ceketini alıp gideme gidilecekse donuna kadar soyun götün de yerse git. banka memnun olsun isletme göbek atsin sende hani bana hani bana de iste böyle.
sonuç su güzel bloğum aybalam, kredi kartım var limiti dolmuş ama sana yazabilecegim internetten 10 ay taksitle aldığım bi telefonum olmuş daha ne olsun.

Hayatta girmezdim bu kart işine ya hani çok büyük tufaya düştüm Rıdvan Hocam anlatırım bi ara...

Canımın içi bu yazıda yok zamanımızda millete bok atıp simdi aynısını yaptıgim seylerin ilkine az bişe değindim konu sürcek bi vakit sonra diğerlerine de değincem bundan sonra yazılarda resim olmaz bence zira almadan once her boku yiyebilecek sandiğım telefondan yazdığım yazıya nasil resim ekleyecegimi bulamadım sen orada banka reklaminda oynayan kafasinda marul kıvırcığı güzellerden biri düşün böyle elindeki kredi kartini bloğa sokuyomus gibi yapsin mesela...