21.4.11

Bir Daha Soranın da Avradını!

Selam benim bahtı kara dijitürk kurbanı kapatılmış, hırpalanmış yüreğiyle bir kedi masumluğunda aynı kedi tırmığında hırçınlığıyla bekleyen bloğum. Sana desem ki en son sana yazdığım günden beri para&bilgisayar eğrisine giremedim de sana yazamadım tırmığı suratıma yerim ama doğrusunu söyleyelim evet benim arka planı kara ama özünde ak bloğum para bulamadım da yazamadım. Dayanamadım dostlarımızdan aldığımız sıfır faizli paraların bir kısmını senin için harcıyorum bu vefasız kelimelerle affola.

Şimdi daha önce değindiğim konuya binayen şehir değiştirdim hem de memleketimin serhad şehirlerinin birinden bir diğerine gidecek kadar. Şehir değişikliğimizin elbet ilk nedeni işsizlikti ki her haber programında küt saçlı zengin kadınlar "üniversiteli gençlerimizi işsiz görmekten esef duyuyorum" dedikçe benim gözlerim doldu. Tamam üniversiteli gençler olarak kantinde elde kolalar langırt oynarken kız kesecek kadar maharet dolu beyinlerimiz az bişeler üretmeye çalışsaydı belki işsiz kalmazdık. Ama belkide üreten halimizle de işsiz kalır harbiden meclis önünde kendimizi yakardık. Ama harbiden dersler sıkıcıydı kanka. Kimse üret demiyordu ki, söylüyorum ezberle! diyordu. Sonuçta kantinlerde harcanan bedbaht saatler derslerde harcanan zorba zamanın sebebi gibi geliyor bana gibi, olabilir mesela. "Bu anlattıhlarım hayatınızda hep karşınıza çıhacah" diye başlayan hocamın sinüs 30 dan tanjant 90 a kadar yolu var o ayrı ama keşke bizi boğmasalardı...

Mezun olduktan sonra işsizlik olayı belli başlı bir sıralamaya giriyor; başta nasipten çıkan işlere burun kıvıran işsiz gençlik günler bir bir geçerken, uyuma saatleri sabah 6 yı gösterirken artık sosyal ortamlardan giderek uzaklaşıyor ve orda burda duyduğu işleri kendine yakıştırmaya başlıyor. Sinema bileti kesen gişe memurlarını görünce aslında kıyak iş diye başlayan bu sıralama kapıcı çöpü almaya gelince kapıcımı olsam, eve öğrenim kredisinden kalan borçları getiren postacıyı görünce postacı mı olsam, haciz kağıdının altında imzası bulunan mal müdürünü görünce "ben en iyisi mal olim zaten yükselir bigün müdür de olurum" diye psikoloji lastik gibi hem uzuyor hem de geriliyor, lastiğin kopma olayına ise halk arasında "kayışı kopartmış" deniyor ki işte onlar da ben gibi evden kaçıyor.

Tabi evden kaçmak böyle" portakallı pekin ördeğime sinek düşmüş yiyemedim" bahanesiyle sınırlandırılamayacak bir mevzu. Benim zaten var olan sülale-i annem ile yaşadığım çatışmalar memleketimde sabır&tahammül eğrilerini de yok etti. İş buldum "o hadar ohudu pohum gibi iş buldu" olur. Evde otudum "o hadar ohudu bi poh olamadı" oldum sonuçta illa "poh" ile kurulan cümlelerde gizli özne oldum.

Memleket derken o da değişken bir mevzu neye göre memleket, kime göre memleket... Anamızın doğurduğu yer hemen memleket olmamalı, ne bilim aynı memlekette analarımız doğurdu diye "ovvv memleketlim" diye insanlar birbirine sarılmamalı, harbi memleket veya memleketli diye kavramlar varsa memleketli memleketlisini gurbette oynaşı sanmamalı. Memleketlilik harbi bi boka yarıyorsa babalar rahimlere aynı memlekette salmalı yavrularını, analar ağız birliği yapıp aynı memlekette, aynı hastanede, aynı odada, mümkünse aynı yatakta doğurmalı evlatlarını ama inanmıyorum yani en azından kendi memleketlerime güvenmemekteyim, üstüme gelmeyin dağlar oy dağlar...

Evden kaçmak için kültürel bir çakışma da lazım ayrıca

Üniversite zamanında uzun süre doğduğum şehirden uzak kalmak aslında yaşadığım yere beni uzak kılmış onu anladım. Ne bilim önceden dikkat mi etmiyordum nedir, bir dışlanmaya maruz kaldım uzunca. Gülümseyerek bir yere girmek "ne ayah lan bu dangalah" a kadar uzanan fütüristik bir süreç. Memleketten kaçmadan önce apartmanımızın 4. katında yaşayan gençten bir doktor arkadaşımız kız arkadaşıyla eve geldiği için apartmanın yöneticisinden feci bir fırça yedi. Fırça derken post-modern mecaz-ı mürsellerde adı geçen kelimelerden oluşan fırca değil, bildiğimiz arabaların üstünde kuş sıçmıklarını temizlemeye yarayan tuvaletlerde, banyolarda neden muhafaza edildiği anlaşılmayan saplı fırçalardan. Doktor kardeşimize yönetici tarafından yapılan bu darp olayından sonra yöneticimizi karşı apartmanda ailesiyle yaşayan kendi kızından küçük liseli bir kıza yavşarken yakaladığımda "sigara sarısı bıyıklarda kıskançlık tüten otistik hareketler" kitabında(1) adı geçen "godoş cafer" karakteri(2) gözümün önünde belirdi. Yani aynı yaşları elleri şüküsüne mahkum yöneticimiz kendi zamanında yapamadığını yaptığına inandığı doktoru kıskançlık dürtüsüyle darp etmiş bunu anlıyorum. Yanlış da anlıyor olabilirim ki ben zaten malım.

Neyse bloğum canım benim.  Böyleyken böyle işte. Dedikodulardan, hırdan gürden uzağım. Tabi her rahatlık bir mutluluk çubuğu olur, o çubuk da batar da batar onu da sonra anlatırım. Şimdilik Çanakkalede işimiz var da daha maaş alamadık. Maaşı aldığımda yine gelirim. Borç parayla yazılan cümlelerden bu kadar olur. Daha sık yazmaya çalışacağım. Öperim gözlerinden balım.

(1) böyle bir kitap yoh..
(2) doğal olarah böyle bir karakterde yoh. ama ben yazcam öyle bişe.