14.2.11

Kaçtım Yine Dalgalanıyorum Ben!

AŞTİ' yi bilen bilir, zemin katında arabaların pir-u pak olduğu yerde iki otobüs arasına çişimi ederek AŞTİ tuvaletinden kurtardığım 1 lirayla sana sesleniyorum ey blog. Dün aldığım pek hızlı kararla doğunun küçük ilinden başkente yola çıktım. Yüksek dozda işsizlik otobüsün 42 numaralı koltuğunda motor sesinden sabaha kadar otobüsün morotuna, bujisine, kayışına, şaftına küfretmekten çok daha mühim kalıyor.

Yolculuğumuzun en önemli amacı iş bulmak. Biraz keyfim yerine gelirse meclis önünde kendimi yakmayı planlıyorum da şu anki moralle olmaz o iş.

Daha evdekiler yokluğumu anlamamış olacaklar ki telefonuma yanlışlıkla gelen bir çağrı bile yok. Toplamda 110 lirayla çıktığımız bu yolda, Çanakkale için aldığımız biletten sonra geriye pek birşey kalmadı. Şehrimin güzel otogarından Çanakkaleye bir tane aktarmasız araba olaydı ne güzel olurdu. Gerçi 22 saat yolu bir çırpıda gitmek nasıl bir deneyim isteğiyse neyse...

Ankaraya gelene kadar sövdüm durdum koridor kenarına. Otobüsün en arka 4 lüsüyle kıçımın kenarını her 20 dakikada bir uyuşturmuş çekilmeyen koridor kenarı. O derece yorgun düşmüşüm ki Çanakkaleye bilet alırken "18 numara iyi mi?"diye soran adama iyi iyi dedim geçiştirdim. Kızılay yolunda Ankaray içinde yaptığım permütasyon ve kombinasyona göre yine koridor kenarındayım. Tabi yorgunluk ve sinir kızılay metrosundan çıktıktan sonra kendi kendine konuşma psikozu yarattı. Yanımda yürüyen saçlarını üstten toplamış, soğukta kapri ve sıfır kol penye giymesiyle normal olmadığını daha ilk intibada bırakan kadın "eniştene sıçayım, enişte kim, köpek enişte" diye annemin bana kurduğu cümlelere parallikte eniştesine sıçıyordu, ben de "ne koridoru lan yine mi kodumun koridoru ne koridoru" diye kadına eşlik ederken buldum kendimi. O değil Ankara insanı çok normal karşılıyor böyle şeyleri kimse napıyonuz lan siz bakışı bile atmadı. İyi ki varsın Ankaralı.

Ben çok önceleri bir daha gelmiştim Ankara'ya, metroda konuşuyor diye çocuklarını çekiştiren "şşşşttt metrodayız" diye metroya bir ibadethane, bir kütüphane ne bilim bir hastane, bir banka kuyruğu misyonu yükleyen ebeveyinler vardı. Şimdi o çocuklar büyümüş liseli olmuş metroda seslerini ayyuka çıkarır olmuş, ebeveyinlere sadece sağa sola kafa sallamak kalmış. Ama böyle daha bi renkli olmuş memur kenti. Ayrıca Ankara' ya gelmek için otogara giderken bindiğim şehrimin minübüsunun buram buram tezek kokusundan sonra Ankara'da genç, dinamik ve arkadaş arasında bıldırcın kod adıyla andığımız kızların zıpırlıkları insana o araca koyun, kuzu, inek, öküz binmediğini gösteriyor ki bu da insanı güvende hissettiriyor.

Şimdi Ankaradayım az sonra Çanakkaleye gidecek bir başka koridor kenarı rezerveli otobüse binecem ama bir kişi sorsa ki ne diye verecek cevabım yok. Hepimiz zaman zaman evden kaçmak istedik. Bazılarımız yaptı bazılarımız kırdı kıçını oturdu evine. Her halukarda biri diğerinin yerinde olmak istedi. Ama önemli olan zaman kavramı. Tamam lisede böyle bişey yapsam evde biraz panik olur, bulunduğumda da "çocuk işte" affından yararlanırım da 30'a 3-5 kala evden kaçmak enteresan bir duygu. Hep şimdi evde olsam gibi pişmanlığa ramak kalan cümleler beyinde. Bunların cümleye dökülüp ağzımdan çıkmaması efenime söyliyim özellikle de gerçek olmaması en büyük temenni. Ama şimdi evde olsaydım mesela uyuyordum, tuvaletlere 1lira para vermiyordum, toktum ve en önemlisi yanımdaki bilgisayarda oturan gri takım, siyah gömlek, siyah ayakkabı, siyah saçlı, simsiyah çakma memati yazıdıklarıma dik dik bakmıyordu.

Çanakkalede görüşürüz blog. Şimdi yanımdaki dallama durup durup ne yazdığıma bakıyor o yüzden tedirgin oldum, biri bakarken en basitinden çişimizi bile yapamıyoruz. Yazı nasıl yazalım.

Kabakulak Kocakulakoğlu
Ankara