29.5.10

Ne Ortamlar Gördü Bu Yiğit - Kulaklarına Nur Yağan Yer.

Şuradan devam;Derken yurtta karşı komşuluğumu yağan bir arakadaşımla karşılaştım. İlk gördüğüne ağlayan tifanik kızlar gibi hemen döktüm içimi. Bizim arkadaşta bir ilgi bir muhabbet. Noluyo.q dürtçen mi demeye kalmadı arkadaş teklifini yaptı..

+ Gel bizim eve...
-  Sizin ev?
+ Gidelim bak istersen
-  Neye?, Haa! eve... Bakalım.
 
Eve doğru gidiyoruz ama fonda acayip acayip sorular var. Dinle alakalı bütün sorular. Ve işin daha acayibi o anda o soruların hiç biri bana acayip gelmiyor. Hatta az daha sorsa diyorum, biraz da ben sorsam diyorum ama hiç acayip demiyorum. Zira o senenin başı ben Allah' a inanmaya karar vermişim. Biraz daha işin içine dalınca o zamanlar yazdığım bide meşurlarından sayılan bloğumu tarihe gömmüştüm.
 
/itiraf içerdi.!/
 
Boş iş olarak geldi birden. İlla yazmak eylemiyse haz eden kalem kağıt da bi icat diye düşünmüş, kağıda kaleme dadanmıştım. Hem artık o terbiyesiz, orda burda ona buna laf sokup bak ben alayınızdan zekiyim turu atan fırlama yazıları değil. Yüksek seviye din içeren yazılar yazmaya başlamıştım. Gözlerimi sırlar dünyasıyla açıyor, 5. Boyutla kapatıyordum. Hatta kendimi iyice kaptırıyor, bir gün başıma gelecek o mucizevi olayı bekliyordum. Yada bi dede çıkacak 5. boyut Salih gibi benim hocam olacak, arada fırça atçak ama böyle suratında tam bir dede sırıtışı olcak, arada canımız sıkılırsa sakaldan kıl çekmecelik oynayıp 5. boyuta ayrı bir hava katacaktım.

Böyle bir zamanda bu çocuğun beni böyle bir ortama götürüyor oluşu tesadüf olamazdı. Ben yaradandan bir mesaj bekliyordum aha o mesaj da 1.89 luk 95 kiloluk bir yarmayla gelmişti. Zevkten 7. boyutta hurilere rastlamışa dönmüştüm. Bu acemi sevinç çocuğu da 7. boyutta hurili filan ortam yapmış kadar sevindirmişti.

/Evet o yüzdendi çünkü çocuğun orası burası oynuyordu!/

Derken eve geldik. Ev diye yazarken bile kendimden utanıyorum. Böyle bir ev olamaz. Bir evin içinde bu kadar eşya bu kadar oda nasıl olur. Bir evin nasıl böyle bir manzarası olur. İnsanın babası aile bireylerinin her birine 3 fare düşen bir evdeyken demez mi hayvanoğlu hayvan! İtoğlu it! diye. Der. Ben sadece oha diyebildim. Aslında 7 kişi kalınan evde o gün kimse yoktu. O gece orda yattım. Sabah yataktan doğrulur doğrulmaz pencereden denizi görünce yine oha dedim. Derken kapı çaldı. Büyük abiler girdi içeri. Ama ben dedeyi bekliyordum. Gelecek kolumdan tutacak seni hoşaf çocuuu seniii diye beni adam etmeye götürecek diye bekliyordum. Gelmedi.

Uzun bir mülakat yaşadım. Anlatmadığım hoca hikayesi kalmadı. Ayetler ve hadisler ışığında milletin ağzını 20 derece sağa yaslıyor, bu pür dikkat dinlendiğim anı dayanamayarak başımdan geçmiş gibi anlattığım atmasyon hikayelerle destekliyordum. Öyle bir sevildim ki cemaat içinde egemenliğimi ilan ederdim 1 ay içinde. Ama ben dedeyi bekliyordum. Gelmedi dede.

Derken aradan 1 ay geçti. Ben o güne kadar üniversitede ki arkadaş çevrem ile cemaat arasında sıkışmalar yaşamaya başlamıştım. Ne şiş yanacak ne kebap. Tam essin bahar rüzgarı g.tümde yeller essin.. Ama esmedi. Çok kötü patlamalar meydana gelmeye başladı. En büyük patlama cemaatin en hassas noktası; bir kızla pırtladı...

Bölüm-1- O Kız Kimdi?

Bölümümüzde özel sürüm yaratılmış bir bayan vardı. Okula girerdi biz susardık. Diğer bütün kızları sustururduk büyü bozulmasın diye. Onun için bi ton gay erkekliği seçti, bi ton kız lezbiyen olmak istedi. Okul onun o gün baktığı insanları konuşurdu. Bakma süreleri kavga sebepleriydi. Talihsizlik bu kızın bir önceki sene gelmesiyle başlıyordu.

Bölüm-2- O Kız Ne İstiyordu?

Üst sınıflardan kitap alma beleşçiliğine girmiş, onun sınıf arkadaşlarından birinden kitapları almıştım. Arada bu kızdan aldığı kitap da karışmış. Mal iki eliyle bi kitabı ayıramamış hasılı. Kız bi akşam evde grand abilerin muhakemesi varken beni aradı.

+Yaaa kulaakkk canımmm bizim mal sana kitapları vermiş ama yanlışlıkla benim kitabımı da sana vermiş onu alabilir miyimm?

/ o ses tonuna herkes herşeyi verir! o yüzden benim cevabımı boşverin!/

+ Tamam bekliyorum o zaman.

Akşam 22:00 suları kitabı götürdüm. Kız kitabın o olmadığını onun bilmem ne sürümü olduğunu söyledi. Bende o kitabı hatırladım getireyim dedim. Ama orospuluk bu ya tutturdu olmaz ben gelip alcam. Arkadaş kıza yalvarıyorum resmen yok. Gelcem diyo. İyi gel dedim. Gel dedim ama aklımda evin hali var. Bütün grand abiler orda. Zaten kalkmış elimde kitapla çıkmışım ayar etmişim milleti bu kız apartmana girerse ne cevap veririm? 

Bölüm-3- O Kız Ne Yaptı?
Derken apartmanın önüne geldik ben bi gözümün ucuyla kızı yokluyorum geliyo mu diye. Vallaha geliyo. Ulan ayağım kırıldı numarası mı yapsam. Ulan aklıma şu kitaptı diyip alakasız bi kitap söylesem de yuh dese geri zekalıya mı yatsam bilemeden elimi kapının zilinde buldum.

Kapı açıldı. Grand abiler açılan kapının tam karşısındaki salonda dona kaldı. Bazılarının ince bıyıkları dökülmeye başladı, kiminin saçı beyazladı, kiminin aklı karıştı, kimi süprize bak diye sevindi, ama çoğu başkasının günahına ağlayan adamı oynadı. 40 saniye sonra kendine ilk gelen abi koştu salonun kapısını kapadı. Ben bu acımsıtrak olayı da gördükten sonra kızı rahat rahat eve davet ettim. Hatta "yok yok siz müsait değilsiniz heralde" dedi, sempatik bakış yapıp ısrar ettim. Girdi. Odama götürdüm ve o eve hatta şimdiye kadar ki cemaat evlerine ilk kız kokusunu yaydım.

Bölüm-4- O Kızla Ne Yaptık?



Birden bire içimde salak bir rahatlama hissettim. Kızı recm etmediler. Belki edecekler ama o recm olurken hiç değilse ben evde çükümden asılmış olarak kalacam. Belki de bunu neskafeyle kutlamalıydık. Evet kutladık. Kahvemizi içtik. An itibariyle 20 kişiyi barındıran evdeki anormal sessizliği bozan hıçkırık seslerini ikimizde s.klemedik. Sevişirdik belki ama muhabbet daha çok sardı. Sonra kitabını verdim, evinin önüne kadar da götürdüm.

Geri döndüğümde 20 kişi üstüme yürüdü. Ağlamalarından kimsenin ne dediğini anlamıyordum ama özellikle 35 yaşlarında zaten kafasında az sayıda kalmış saçlarını yolup ağlayan abi için gerçekten üzülüyordum. O kadar insan benim içim üzülüyordu o da ayrı bir g.tümü kaldırıyordu. Ağlarken bana birşeyler söylemeye çalışıyorlardı ama anlamıyordum. Anlamadığıma da üzülmüyordum. Erkekler öyle anlarda genelde insanın sülalesine küfreder. Ama olayın benim sülalemle hatta benle bile alakası yoktu.

Biliyordum herşey güzel olacaktı, dede gelecekti, Salih olacaktım. Salak salak sırıtıp yaa hocam böyle şeyler oldu diye anlatacaktım. Vay mal Salih diyip enseme vuracaktı. Beraber gizlice Şebo nun son albümünü dinleyecek, biri gelirse hemen yasin süresinin dondurduğumuz yerine dönderecektik. O yüzden hiç takmıyordum meseleyi. Ertesi gün bütün evi bana taşıttılar. Evet. O geldiğimde hayran olduğum bütün makinelere küfrediyordum. Hepsine. Meyve sıkacağın pervanesine, meyvesine, suyuna. Mikro dalganın kapağına, tabağına hemde kendi makro dalgamla(!). ve celle senaük...

Bölüm-5- 15 Gün Sonra?


15 gün sonra ben cemaatteki 7. evimdeydim. Abi tayfası benim olayı öyle bir yaymıştı ki teee Kenyadaki abilerin kuklağına gitmişti. Hani abi dersin dedikodu yapmaz dersin ama abilere hay lazımmış işte. Kenyadaki abiye laf gidene kadar ben kızı odaya kapatmış, üstünde her türlü tepüşük yapmışım hatta kız şu sıralar hamilelik testleri neyim yaptırıyormuş.
 
Bunları da duyunca her gittiğim yerde huzursuzluk çıkarmaya başlamıştım. İnadına evlerden çıkmıyordum. İntikam almalıydım. 15 gün sonraki evimde ise yılbaşına denk gelmiştim. Daha önceden ayarttığım cemaat yavrularını o gün fifa partisine götürmek üzere kandırmıştım. Ev abisinin evimizde olacak program için alış- verişe gidişini fırsat bilerek çıktığımız, çıkarken de telefonlarımızı kapattığımız eve cemaat yavrularıyla gece 2 de dönmüştük. Döndüğümüzde sorumlunun kim olduğunu herkes biliyordu.
 
Grand abilerden dördü o sabah beni evden kovdu. Evden çıkacam ama 5 kuruş param yok. Çirkefliğe yattım. Valla benimde aklımda gitçem ama benim param yok dedim. 200 lira aldım. Daha 6 sıfır silmemiştik paralardan o kadar güzel görünüyordu ki. Yine eski evime taşındım. Yine iş hayatına başlamıştım. Okul bitinceye kadar da öyle devam etti. Tek farkı benim artık işten aldığım paranın bile yetmediği zamanlar babama değil cemaate gidiyor olmamdı. Hepsine teşekkür ediyorum. Saolsunlar. Allah onları çok sevsin.

26.5.10

Ne Ortamlar Gördü Bu Yiğit!

Üniversite hayatım boyunca bir öğrencinin kalabileceği her yerde kalmıştım.

İlk sene bokumuzdaki boncuklara bişe olmasın diye özel bir pansiyona yazıldım. Senetlere imza atarken aklımda "babam saolsun" vardı. Ancak babamın o dönem girdiği banka kredilerine bağlı ailesel ekonomik kriz senetleri dürüp dürüp g.tüme sokma tehlikesi doğurdu. Bende bu dürülmüş tehlikeden tırsarak ders sonrasında, hatta arasında, hatta içinde, dışında, yanında, en ufak boş anında iş hayatına atıldım.

İşim; bi kaç apartmanın kalorifer kazanlarıyla ilgilenmekti. 3 ay sonunda ellerim yeni orgazm olmuş bir atın çüküne döndü. Nasırlardan hissetmiyordum. Ellerimdeki nasırları soran arkadaşlarıma çekinmeden utanmadan söylüyordum kazanlara baktığımı. İnanmıyorlardı. Hadi canım gitardan oluyo böyle şeyler tespitleri filan ayar ediyorlardı ayrıca. Yani o gitarı nasıl çalıyorumda iki elimde nasırdan gözükmüyor? Ya da o gitar nasıl bir gitar? İsrafilin üflediği sur düdüğüyle paralel birşey mi? O sur düdüğü üflerken ben arkada gitar fonu mu yapcam? Yada ben nasıl mal adamlara arkadaş diyorum??

Ellerimdeki nasır yanında kül adam olmuştum. Her yerimden kara kara küller çıkıyordu. Tırnaklarım siyah, saçlarımdaki kepekler siyah, kulağımdaki pislikler siyah, burnumdaki sümük siyah, tükürük siyah, ossursam o bile siyah...

Böyle bir dönemi bitirikten sonra yanan ağzım buza bile üfledi. Kredili Yurtlarda kalmaya karar verdim. Kredili yurtlar karışık yerlerdi. Her gece bir mevzu. Muhabbet olduğunda koşa koşa giden ben, mevzu durumlarında sıvışınca çok pis kıllanmış yurt sakinleri. Benim polis tarafından yerleştirilmiş bi ajan olduğumu düşünmüşler bi süre. Değişik gruplara mensup yavrular odaya gelip acayip acayip yakınmalar yapıyorlardı. efendim bilmem ne numarasındaki odada şunlar oluyomuş, bunlar okunuyormuş, efendim yurdun 2. katında halay çeken çocuklar aslında bölücüymüş, efendim tuvaletlerde CcC yapıp çocukları döven takım elbiseliler varmış.... Onlar bunları anlatıyorlardı ben onlara fıkra anlatıyordum. İyice kıllanıyorlardı. Anlıyordum ama ses etmiyordum. Hoşuma gidiyordu bu saf çocukların eğlencelik ideolojileri..

Birgün yurdu bastılar. Akşam saatlerinde halay çekip bazı "manevi" değerlere küfreden gruba iyice kıllanan takım elbiseli grup, gece yurdun muhtelif pencerelerinden satırlar, bıçaklarla içeri girmişler. Cam, pencere sesleri duyunca kapıyı açtım. Takım elbiseli guruhun en başında "Satır Kemal"

/kemal'e satır ismi, üst katlarında oturan öğrenci kızın meyve bıçağı sorması, akabinde kemalin tepsiye dizdiği satır, bıçak, silah setini götürüp "buyrun hangisini isterseniz alın" demesi ve kızın "saatııııııırrrr" diye bağırıp kaçmasıyla verilmiş...!/

diye bir arkadaş var. Bu arkadaş benim 2 yıllık sınıf arkadaşım. Ben onu severim o beni. Görür görmez "oyy gulağına gurban olduuum p.zevnkleri kesim hemen geliyom" diyince bütün oda dondu. Herkes bana bakıyor. Doğal olarak bende herkese. Bu donuk tavuk bakışı arkadaşların yüzlerinden bi türlü gitmedi. Bende mecburen yurttan ihracımı istedim.

Tek başına dürrük gibi yaşayan bir arkadaşın yanına çıktım artık ev hayatına atılmıştım. Ev hayatının zorluğunu zaten bilmekteydim emmee eve gelen tonlarca arkadaş beynimde yara açtı herşeyden önce. Uyumak, kitap okumak, kafa dinlemek istiyorum elektronik gitar izin vermiyor, gitmek istiyorum arkadaşlar bırakmıyor, eve kız atmak istiyorum vicdanım el vermiyor, s.kim böle ev hayatını diyorum ç.küm kalkmıyor, çünkü ev çok pis. Her hafta yeni bardak alıyorum. Evde küllük yokmuş gibi zittimin izmaritleri hep bardaklara atılıyor. Bardağa sigara atan zihniyet kül tabağından da çayını, kahvesini, kolasını içer herhalde. Hatta o kadarını kaldıran, o küllüğe işer onu içer. vs.cs.ts....

Derken 1 yıl tahammül edebildi kulaklarım bu zulme. Öğrenciliği bırakma anlarına geliyordum, depresif edip edip bırakıyordum kendimi. Derken yurtta karşı komşuluğumu yağan bir arakadaşımla karşılaştım. İlk gördüğüne ağlayan tifanik kızlar gibi hemen döktüm içimi. Bizima arkadaşta bir ilgi bir muhabbet. Noluyoz a.q dürtçen mi demeye kalmadı arkadaş teklifini yaptı...

Hani amacım blog dizisi yapmak değilde o konu başlı başına ele alınması gereken, ibrete şayan bir konu o yüzden başka bir yazıya sırasını savmasını talep ettik. O da kabul etti. O zaman şimdilik close.

25.5.10

"Vınn" Diye Girdi Mi Şimdi?

Ben askerdeyken bizim aile efradı, geçmişlerimizden gelen bi adeti yerine getirdiler, taşındılar. Olay ben daha askere gitmeden önce zaten gün yüzündeydi de taşınma hadisesindeki gereksizliği anlatıyordum, kısmen kapatıyorduk. Kısmen kapanıyordu çünkü daha televizyonda salak "morgıç" kredisi düttürüsü başlar başlamaz konu yine açılıyordu.

Beni askere gönderir göndermez de hemen ilk adımlar atılmış, yeni ev bulunmuş hatta taşınılmış. Hani bizim yeri yeri geldiğinde psikopat, yeri geldiğinde duygusal balık burcu olan geleneklerimiz var ya... o an elif şafak kadar hisli olmuş; askerdeki çocuğa üzüleceği şey söylenmeze gelmiş.

Babamın evde ev telefonu işte iş telefonu olayına zırva olarak baktığı için herkesin cebinde cep telefonu var. Kabakulak askerde, ne ev teli var, ne cep teli, anasının nikahı kadar insanın kullandığı bir adet ankesör var onlada iletişim hemen hemen yok.

/ikilemelere gerek yok, iletişim yok işte!/

Tabi ona da güvenildiği için yeni eve taşınıldığı anlaşılmayacak. Anlaşılmadı da. Ama işte bıldırcın yumurtasına can veren, aynı bıldırcının götünü kırmızı yaratan Rabbim o gün de bana ışığı yaktı. Rüyamda taşınırken gördüm bizim evi. Herkes bi ucundan bişeler tutmuş götürüyo ben bişe yapamıyom. Babam kamyona binmiş bana nah yapmış bide sallıyo. "Babacımm salama öyleee!" diye uyandım ter kan içinde. Bütün gün öööllleee gezdim. Nöbet tutuyorum ama kime artık Allah bilir. Günlerden bir gün bacıma bir zarf atma fikri geldi aklıma. Aradım bacımı;

+Bacım arigatoo!
-Arigato canım naber?
+İyi baciko da kırgınım valla ben sana :(
-Noldu ki?
+Uleyn taşınıyonuz da bana niye haber vermiyonuz yavru köpektim de saha dışında mı buldunuz beni?
-Neee! Sana kim söyledi taşındığımızııı!

Bak işte ne dedim. Zamanında duttuğumuz ve/veya dutturulan müneccim şeysinin faidesi. Rüyama geldi, bacıya bi zarf, olay tamam. Bütün koğuşa tek tek sarıldım ağladım da ağladım. İsyanım giden o süpersonik hızdaki internetime.

Zamanında yalvardık babamıza olmadı. Bir internet çektirtemedik eve. Üst komşunun internetini çalmak da bi zamandan sonra vicdanda örsenelme yaratmıştı. Ama o da o apartmanda tek internet sahibiydi. Olmamalıydı. Ya apartmanımıza ölümüne connect olsun  yada ben onu disconnect yapmayı biliyordum.

Neyse... Bu apartmanda bir tek onda olan internet bütün kıskançlık genlerimi suya götürüp susuz getiredursun. Benim aklıma daha o zamanlar bi fikir geldi. Alalım son hız internet döşeyelim bütün apartmana çatır çatır... Hem kapı komşusu hem ağ komşusu daha ne olsun. Komşunun külüne eyvallah demişken veriler yağacaktı evimizin dört bir yanına. Söyledim bütün apartmana bir,iki mır mır eden çıktı.

/ki yapmur yağsa mır mır ederlerdi. evet. öylelerdi.!/

Onlarada Rabbimin bahşettiği satış/pazarlama gücünü kullanarak tamam dedirttim çok şükür. Süper sonik bağlantıya haiz olduk sonra söylemesi ayıp. Ayıp hemde şu anda üzücü. Her telinde alnımın teri olan internet şimdi mır mırcıların elinde. Sırıtarak kullanıyolar kesin ağzını yüzünü verilediklerim...

Yeni Ev Cephesi - 21.05.2010 - 08:53

Bizim kuzen gelip almasa ben hala bu evi arıyor olurdum garanti. Geldik eve ama benim aklımda hep internet var. Evet gördük ki eve internet sağlanmış. Şu "Vınn" denen benim "çük" diye kısalttığım şeysiyle. Ama bunun limiti neyim varmış. Limit ne ya! Limit. Simit gibi vırt diye biter bu nedir? Karın doyurmaz, sevgi sağlamaz bişe. Durup durup limit sorduruyorum. 2 gün öncesini de göstermiyor. Yani anlık gösterecek kadar teknolojik olamamış yalancı pezevenkler. Maksat daha çok gitsin daha çok para alalım. Ama ancak sıçarım onla oynarlar bi kaç zaman...

Hız desen bi bok anlamadım. Bi bakıyorsun evet hızlı, bir bakıyorsun sayfa ağlaya ağlaya geliyor. Benzetmek gibi olmasın ama Cristoph Daum gibi bir istikrarı var hız olarak yani...

Şu an 2 gün hariç gösterilen; 100mb filan kalmış. O da büyük ihtimal bitmiştir hariçten gazele. Şimdi bu parasızlıkta ne bok yicez ona bakalım o zaman.

Hızlı "Vınn"lanan atın boku seyrek düşer. Hemen atlamayın bu vınn mıdır çük müdür her  neyse ona işte..... Anlatabiliyo muyum! şimdi gidebilirsiniz...

24.5.10

ÖZgürlüğün Yazımı Zorlaşsın!

İnsan kendisinin sahip olduğundan daha azına sahip olanı anlamaz. 3 evi 3 arabası olan kelli felli zengin bir adamsan, 1 evi 1 arabası olan normal bir zengini anlamazsın. Evin araban yok işin varsa işsizi anlamazsın. İşin yok ama yiyecek en azından ekmeğin, peynirin, çorban varsa sadece ekmek ve tuzla yaşayan insanı anlamazsın. Sadece tuzun varsa açlıktan ayak tırnaklarını yiyen insanları anlamazsın. Bu acitasyonu devlet başkanlarına çorap yediren büyük bir örgüt kurana kadar devam ettiririm. Ama şimdi değil.

/önce bi "gandi kabakulak" olim sonra!/

Aynı şekilde özgürlükte böyle. Kunta Kinteye göre Köle İsaura prensesler gibi yaşamaktadır. Sahibinin iki dürtüşü elleyişi her yerde olur. Hele bizim Türk filmlerinde babası, kocası yoksa o kadınlar Köle İsauraya köle olsunlar.

/emrah abiydi de ne oluyodu sanki! Baba lazım baba!//

Külkedisi ikisine göre ciğerlidir. Candır. İkisine de sahip çıkar, bakar, korur, aş verir. Ama hallerinden anlamaz. Prens öper onu. O ne anlar en son ne zaman kadın görmüş hatırlamayan Kunta Kinteyi. Robinson dedeyle ortaklaşa kıç kılı kesen Cumayı. Kamçıyla dürtüklenen İsaurayı...

Ben bu konulara hiç girmiş adam değildim. Bundan önceki bütün yazılarım da şahittir. Ama işte insanın bir kere elinden o özgürlüğü, o yemeği alsınlar. Hemen bunları düşünmezseniz klavyenizdeki Ğ olayım. Hatta ¿ olayımda klavyelerde bile bulunamayayım.

Tabi konunun en güzel özetini aslında Mevlana yapmış, demiş ki;
"Sen "fırtına" dersin ama nerden bilirsin fırtına nedir?

İlkin bir düş o fırtınanın içine

Düşte "fırtına" de fırtınanın tam orta yerinde... "
Aynen öyle oldu. Özgür değildim. Sanki benden fazla kimsenin özgürlüğü elinden alınmamış gibi. Ama yine anlamıyordum benden daha az özgürlük sahibini. En çok elimde kola, cips ikilisini yuttuğum zaman aklıma geliyordu daha az özgürler. Kıymet bilmemenin kola ve cipse yenilişinin yasını yine kola-cipsle yapıyordum hasılı.

Söz kolay olunca değeri de kolay oluyor. Daha öncede söyledim. Kakacak değilim devamlı; Oy ben çok sıkıntı çektim. Oy bi dondurmamı bitiremedim. Oy kolam-cipsim... diye. O ki bunu öğrendik piç kalmasın uçtum akıllarda, söyleyelim.

Yada gerçekten kıymetli herşeyin yazımı, söylenimi zorlaşsın değerini bilelim...

23.5.10

Madem Bitti Ben de Unuturum!

İlginç bir şey yaptım kendim için; verdiğim sözü tuttum. Askerlik bitene kadar bir daha yazmıyorum dedim yazmadım. Ya ben bitecektim, ya askerlik, ya blog alemi ya da tüm dünya. Ama biri bitmeliydi.

Her çarşı izninde ayaklarım g.tüme vura vura internete yazı yazmaya koşuyor, kestane, fındık, fıstık, ceviz türü nerde kabuklu yemiş var hepsini yiyip “işte bunların kabuklarının yok oluşu gibi bende kabuklarımı kıracam bi günn!” diye kabuksal, sapıksal felsefik önermeler yapıyordum.

/sonra soluğu deliği kaybolmuş, sifonu zula olmuş tuvaletlerde alıyordum tabi!/

Zira her nereye baksam asker görüyordum. Asker; kamuflaj, silah, tesisat, palaska, yırtık çorap ve don… Bu “algıda hönkürme” geçirdiğim günlerin hesabını sordum uzun uzun. Hepsinin sorumlusu olarak ben çıktım. Öyle ya tamam asker ve/veya askerlik burnumun kılı kadar bana yakın. Ama bende de uzaklaşmak için en ufak bir kıpraşım yok. Hatta koştur internete, neymiş efem? İnternette de askerlik yazcam. hadi ya…O algı iyi ki sadece hönkürmeyle kalmış. Başkasının algısı adamın beynine tecavüz eder. Ses çıkaramazsın.

Peki yazmadıktan sonra çok mu güzel geçti?

Yok. Ama, çok kötü de olmadı. Ne biliyim daha bi gazete okur hale geldim, çarşılarda, internet kafelere değil çay bahçalarına sorulur olduğum. Muhabbet ortamlarına gark oldum. Asker misin sorularına “öğrenciyim” dedim. Ama burda üniversite yok diyenlere, “ben çılgın ve futursuz öğrenciyim!” dedim. Öyle kabul ettiler, öyle sevdiler. Muhabbet ortamı tabi. Yapılmayan çay hesapları, nöbet ortamlarında sidik torbamla fevkalade aramı bozdu. Anlayamıyordum. İçtiğim çayın intikamı mıydı bu gözlerim yaşarcasına tuttuğum çiş, nöbetin intikamı mı? Çünkü ne zaman çişimi yapmıştım sorusunun cevabı hep “az önceydi!”

/ortada kesin intikam var demek istiyor çişini tutan isyankâr! evet cinlere de inanıyor!/

Peki Bundan Sonra?

Bundan sonrası derken ben herşeyin başından bahsediyorum. Askerlik boyunca şunu tespit ettim hayat iki bölümden oluşuyor; 1- Askerlik, 2- Diğerleri.

Zaten askere gidene kadar bi bok anlamadım hayattan. Hatta anneme soruyorum. Babama soruyorum onlarda anlamamış. Yani benim nasıl oldu da büyüdüğüm, üniversite neyim bitirdiğim ve 331. Kısa Dönem olaraktan askerliğimi icra ettiğimi kimse bilmiyor. Ha ilgilenmiyor da. Hatta babam 5 ay askerlik yaptın 50 sene konuşma diye kendinin 18 ay yaptığının altını çiziyor. Ama yemezler. Askerlik askerliktir. Ayrıca babama laf koymak gibi olmasın. Askerlik öyle yan gelip yatma yeri de değil. 18 ay yatacağıma 5 ay koştum. Nolmuş?

/laf kime gitti belli değil! neyse kapatıyom slaçımı!/

Bundan sonra askerlikle ilgili konuşmalarımı büyük ihtimalle 60 yaşlarımda evlenebilmişsem torunlarıma, evlenememişsem,

/ki vay halime vay!/

Kendime anlatırım. Ama size anlatmam. Korkmayın. Ürkmeyin.

/bilin bakalım son cümlede kime seslendi!/