8.7.10

Biri Bana "Hşşşt Hşşşt" Dedi Sanki!

Birileri beni takip ediyor. Ben farketmiyorum ama hissediyorum, evden çıktığım an arkasını dönüyor siyah gözlüklerini takıyor başlıyorlar beni takip etmeye. Semtin daha köy vasfından kurtulamamış kumlu yollarında yürürken bir tabela çarpıyor gözüme, üzerine "Belediye Çalışıyor" yazan bir tabela, etrafta belediyeye ait çay bardağı bile yok. Bu bir pusu olabilir diye düşünüyorum. Hemen arkasına geçiyorum. Onları farkettiğimi sanacaklar endişesiyle paçalarımdan kuyruk sokumuna kadar toz olmuş pantolonumu ellerimle çırpıyor, bir yandan da çaktırmadan yolu kesiyorum. Yaşlı bir adam geliyor kesik suların, tozlu yolların hamiline, "Belediye Çalışıyor" tabelasını asanın, vermediği rahatsızlıktan dolayı özür dileyenlerin bıdısının bıdısına küfreden. İçten ve samimi küfürleri rahatlatıyor beni. Bu adamın derdi ben değilim. Ohh... Ama takip ediliyorum. Allahım sen bana güç ver, beni takip edenleri 3 harekette etkisiz hale getireyim. Allahım sen beni takip edenlerin cezasını ver, o tozlu yollarda beni kaybetmelerinin sinirinden fırlattıkları cep telefonlarının parçalarını bulayım. Yada Allahım sen bana akıl fikir ver, kendime "ulan sen kimsin ki seni biri takip etsin" diye sorayım.. Amin...

Hayatın bir insanı önemsizleştirmesinin baharında açan çiçekler böyle olur. Biraz şizofren biraz ezik. Şizofren yanım belli. Anneme; anne şunu çok canım istedi yap da yiyeyim diyemediğim. Kardeşimden fakirlikte bütün öğünlerin kralı makarnayı yerken, dolaptaki sok kullanma tarihi bile silinmiş ketçabı istediğimde "kalkta al bana da su ver!" diye horlandığım. Babamın abimle gittiği apartman toplantılarına çay servisi yapmaya bile götürülmediğim. Arkadaşlarımın "biz sinemaya gircez" deyip, anlatabiliyor muyuz bakışı attığı. Bak biri daha beni izlemeye almış diye bloggeri tek  dostum saydığım. Ne duysam ağlamaklı olduğum Bülent Arınç günlerim. Bunlar da mevzunun ezik tarafları.

Bunlar benim maslow pramidinde yer bulamayışım ve tırsınç şizofren sonuçları. Yakında teyzemlerin amansız mücadeleleri sonucu ailenin tamamında bu sorunlar baş gösterecek. Bir gün tüm aile hiç kıpırdamadan salonda oturup keçi boynuzu yiyip, durup durup ortada birşey yokken güleceğiz. Savunmamız giderek dağılmış, bütün tershanelerimizde denize işer olmuşuz. Geçenlerde evimize kızını ve bize hava atacağı mücevheratını küçük bir el kasasında "evde çalınır diye yanımda getirdim" bahanesiyle taşıyan kadın ilk düşünüşte iyi niyetliydi belli ki. Kim evine yada hırsıza kıyamadığından mücevheratını daha hızlı ve kolay bir şekilde çalınması için yanında taşır ki? Ya da bu tespiti yapan ben çok iyi niyetliyim. Ama milyarları yanında taşıyan kadın, buna iyi niyet yorumu yapan ben, elde ordan oraya pervazsızca gezen bi kasa mücevherata kayıtsız kalan hırsız; bunlardan birileri tam bir mal o kesin.

Düğünlerini hatırlıyorum. Annemler en güzel takıyı biz takalım derken iyi zamanımızda kocaman bir bilezik almıştı. Ancak o bileziğin bir gün kolun birinde sallanırken bizi oturduğumuz yerden sallayacağını nereden bilebilirdik ki? Bize ufacık bir bilgi verme dışında anne-kız arasında geçiyordu bütün konuşmalar. Kız bize londra köprüsü temalı yüzüğünü gösterip, bunu benim biricik kocam 2. "kabak dolması" yıldönümüm için aldı diye bilgi veriyor, anası saçmalama kızım kabak dolmasını yaptığın ilk yıl almıştı onu sana 2. yıl dışardaki arabayı aldı ya diye azarlıyordu. Kız aaa evet yaa ben aslında 2. "çırağan sarayının merdivenlerini çıkarken takıldım ayağımı burktum yaaa!" yıldönümünde geçmiş olsun diye aldığı zümrüt taşlı kolyemle karıştırmışım. Kızım salaklaşma o zaman sana ataköydeki en büyük şatoyu aldı. O kolyeyi 2. "karım ayak parmaklarının arasına isveçten gelen badem kremini sürdü cillop gibi oldu" yıldönmünde almıştı. Diye uzadıkça uzayan bir muhabbetin ortasında kalmıştık. Elden hiç bırakılmayan mücevher kutusunun sallanmasıyla sallanan hipnoz olmuş vücudumuzu ise anca kadının arada attığı muazzam kahkahayla durdurabiliyorduk.

İşte bu tecrübe bana savunmamızın göçtüğünü gösteriyordu. Bu kadarına dayanamayan aile psikolojisi teyzelerimin mükemmel atakları karşısında un ufak olacaktır. Benimle başlayan eziklik şizofrenisi annemin "buz dolabından ayı çıktı bana donduğma yeğmisin donduğma dedi!" diye devam edecek, babamın "r leri söyleyemeyen alacalı ayı hemi? o ayı geçenlerde bana balkondan şarkı söylüyordu la" diyeceği güne kadar devam edecektir. Tüm aileme sabırlar diliyor, tüm satırları eksiksiz yayınlayan bloğuma teşekkürlerimi sunuyorum.

Tanrım bu arada unutmadan, bi iki dakka özel olarak görüşebilir miyiz?

5 Kere Tükürdüler, Elhamdulillah...:

Ohannes dedi ki...

eğer takip eden müzik defterindeki sayfaya,sana yönergeler verip şu istikamete gidicen diyorsa o bilki kayahandır.

KabaKulak dedi ki...

hmmm... resim defterime kalpler içinde pembe kalemiyle çizmişse rahatlıkla fatih ürek diyebilir miyiz kaptanım?

gunesyuksel dedi ki...

tamam salı gününe randevu verim.. baska zaman olmaz ama.. cok yogunum biliyosun, tanrı olmak zor.. nıhahahahahahhaha (aha bı sizofren de burda var, al burdan yak..)

KabaKulak dedi ki...

yav güneş şizofrenliğine hasta etme beni.

önce cevap ver, şu fotoğraf neyi yaratma öncesi çekildi;

http://3.bp.blogspot.com/_7IiqvpzWcsY/TCCKr0HJmQI/AAAAAAAAA-4/C14B7iY3obQ/s1600/IMG_8499.JPG

Ben şizofren olmayı hiç bu kadar sevmedim :)

mine dedi ki...

kabakulak adını ve sonra uzayyolu karakterini görünce güldüm hoş : )

Yorum Gönder

Bir de sen tükür şu kulağın suratına!